Cüneyt ARKIN & Melih GÜLGEN – ADALET

ADALET’in ÖYKÜSÜ
Dikenli bir tarlayı gül bahçesine dönüştürecek çocukları yetiştirmek istediler. O çocuklar için o günün öncesi ve sonrası vardı.
Yaratıcı oldukça dünyalı, dünyalı oldukça başarılı olduklarının bilincindeydiler.
Çok geçmeden oy kaygısının muhalefetle yoğrulduğu bir zihniyetin içinde benliklerini yitirdiler.

Onları yaratıcı yapan eğitimleri artık yoktu. Kendi coğrafyalarından gelmeyen birileri, onların coğrafyasının geleceği için onlar adına kararı vermişti. Ezberlemek yaratmaktan kolayken, dünyalı olmak yolunda kapısından içeri adım attıkları eğitim yuvasının olmadığında kendilerinden öncekiler gibi birilerine kul olmaları da kaçınılmazdı.
Boyunduruk mekanizması kendi yelpazesini ezbercilere sundu. Herkesin seçimi özgür, seçilen ise tamamen onlar adına eğitimlerine karar verenlerin kontrolündeydi.
ADALET için insan olmanın değerini pek çoğu anlayamadı.

Yeni dünya düzeni, gelecek 50 yılı kontrolü altına alırken, şehirlerin metropollere dönüşeceğine, metropolleri yönetenlerin ülkeleri yönetenler olacağına da karar vermişti.
Metropolleri yönetecek olanlar için, zirveye ulaşmasında önüne açılacak yolda karşısına çıkacak kimsenin değeri yoktu. Silah zoruyla seçim afişlerinin astırıldığı, propoganda dolu bir yerel seçim kampanyısının odağında;
“İnsanların yeryüzünden kötülüğü kaldırabileceğine” inanmış bir polis memuru öldürüldü.
ADALET, kendisine ve insan olduğuna inanan bir diğer polis memurunun eliyle, kanunları kendileri namına kullanmayı bir hüner haline getiren çirkinleşmiş bir politik düzenin temsilcilerine tokadını atmak ta gecikmedi …
Gelecek bölüm: ADALET Künye, Yoksulluk ve Düzen

Yapım Yılı : 1977
Yönetmen : Melih Gülgen
Senaryo : Samim Utku
Hikaye : Melih Gülgen
Oyuncular:
Cüneyt ARKIN ………………………………………… Komiser Kemal
Firuz ……………………………………………………. Ekrem
Baki TAMER ………………………………………….. Emniyet Müdürü Nejat
Yüksel GÖZEN ……………………………………….. Komiser İlhami
Reha YURDAKUL …………………………………….Polis Memuru Musa
Adnan UYGUR …………………………………………Savcı

Ali SURURI …………………………………………… Şah Mat Bey
Ribap IŞIK …………………………………………… Akrep Orhan
Aydın HABERDAR …………………………………Akrep Orhan’ın Kardeşi

Meral DENIZ …………………………………Ayfer Gülay

Gülgen Film – 1977

Adalet… Filme adını veren bu yüce kavramın kanunları kendileri namına kullanmayı bir hüner haline getiren çirkinleşmiş bir politik düzenin temsilcilerine atılmış tokadıdır. Hizmet süresinin son dönemecinde halkı ve ülkesine yapabileceği en büyük hizmetin inancıyla ayakta kalan Komiser Kemal’in öyküsüdür.

Adalette ele alınan Türkiye portresinde;

Nüfuz sahası şöhretli randevu evlerinin sahiplerinden, emniyet birimlerinin üst mevkilerine kadar yayılan bir politik düzen söz konusudur. Cemil serisiyle organize suçla ilgili bağlantılarına işaret edilen sistemin, ülkeyi yönetme aşamasında oluşturduğu “temiz” ve “geçmişlerinde soru işareti olmayan” üyeleri bu politik düzenin halkla tanıştırılan yüzüdür. Anadolu insanının ağzıyla konuşmakta, en küçük bir negatif gelişmeye karşı oy toplamak adına uygulamaya koyulabilecek bir yedek planları bulunmaktadır. Bu planların uygulama sahası ise yoksul insanlardır.

Kaybedilebilecek bir tek oyun dahi kendilerinin de kaybetmesi anlamına geldiğinden eli silahlı bir kaba gücü yetiştirecek kadar acımasızdırlar. Söz konusu bu silahlı gücü seçim kampanyalarının arka planında da aktif olarak kullanmaktadırlar. Silah zoruyla gece karanlığında duvarlara yapıştırılan afişler, satın alınmış kalabalıklara yapılan ateşli konuşmalar düzenin arka planındaki yasadışı yürütme organının bir marifetidir.

Afiş astırma eylemi esnasında karşıt görüşlü bir gruba yapılan baskın, kısa sürede iki kurbanın olay yerinde can vermesiyle noktalanır. Ölenlerden birisi silah namlularının ucunda birkaç kuruş kazanmak adına afiş asan bir genç, diğeri ise emekliliğine çok kısa bir zaman kalan polis memuru Musadır.

Musa’nın son nefesinde yardımcısı Ekrem e kendini vuran kişiyi tanıdığını söylemesi çetin geçecek bir soruşturmanın fitilini ateşler. Tetiği çeken kişi yaklaşmakta olan seçimlerde bağımsız adaylığını koyan Şah Mat’ın fedailerinden birisidir. İyiler ve kötülerin, siyah ve beyazın savaşı bir satranç oyunu içerisinde tekrar başlar. Musayı vuran kişi Şah Mat’ın veziri Akrep Orhan’dır. Vezir, beyazların atını almıştır. Hamle sırası beyazlara gelmiştir. Şah Mat’ın karşısında oyunu kuracak kişi Komiser Kemaldir.

YEMİN

“Abin bir polisi öldürdü. Cehennemin dibine girse onu bulup konuşturacağım. Patronunu da, onu da aynı ipe asacağım.”

Soruşturma ulaşılabilecek tüm kilit isimlerin sorgulanmasıyla başlar. Akrep Orhan’ın kardeşi, karısı, baskın sırasında öldürülen afişçi gencin babası Hakkı ve Şah Mat’ın bizzat kendisiyle görüşülür. Hakkı baba haricindeki tüm kişiler bilinen bir senaryoyu kendi sınırları içerisinde sözlere dökerler.
Görünüşte hiçbirisi olanlar hakkında birinci derecede bilgi sahibi değildir. Öyle ki Şah Mat bu senaryoyu bir adım daha ileri götürerek yanında çalıştırdığı Akrep Orhan’ı yanına aldığından bile haberdar olmadığını söyler. Sonuç basittir, himayesi altında olduklarına inandıkları kişi askerlerini yalnız bırakmıştır. Bunu da uğruna insanların öldürüldüğü bu politikanın halka anlatıldığı bir seçim konuşmasının ardından yapar.
Halk için politikanın bilinen yüzü anlayacakları bir dilden yoklukların bitmesi, istedikleri her şeye kavuşabilecekleri bir refahın umuduyla süslenmiş bir hayaldir. Arka planda ise vaatlerle oyları kazanılan halkın umutlarının sömürülmesi vardır.

HAKKI BABA

“Askerliğimi yaptım, vergimi de ödüyorum. Çocuklarımda öyle. Ama bir gün onlardan biri öldürüldü. Bu memlekette sağ sol meselelerini kimlerin çıkartıp, çocukları kimlerin birbirlerine öldürttüğünü biliyoruz. Böylece boş buldukları piyasayı ele geçirerek milyonlar vuranların kimler olduklarını da biliyoruz. Bende oğlumun katilin kim olduğunu biliyorum ve onu sizden istiyorum. Siz verseniz de vermeseniz de onu bir gün alacağım.”

Bir ülkeyi ona karşı yaptığı hizmetleriyle, ödediği vergisiyle yaşatan büyük bir çoğunluk vardır. Bu çoğunluğun fedakârlıklarından faydalanıp lüks içinde yaşayan bir azınlıkta bulunmaktadır. Ülkeyi yaşatanlar, sömürenlerin yaptığı yıkımı tamir etmek içinde uğraşırlar. Hakkı baba bu sessiz, isimsiz kahramanlardan birisidir. Oğullarını da kendisi gibi dürüst yetiştirmeye çalışmış ancak Şah Mat’ın kişiliğinde diğer yüzü görünen sistemli sömürü politikası evlatlarından birini elinden almıştır…

BASKIN

“Üzücü bir olay. Aynı zamanda çok nazik bir mesele. İş bölümü yapmamızı teklif edecektim. Gangsterler başka politikacılar başkadır.”

“Boş bir gününüzde ikisi arasındaki farkı anlatırsınız.”

Oy kaygısıyla avlanacak birer koyun gibi görünen halk aslında hiçte saf değildir. Hakkı baba oğlunu vuran silahın tetikçisinden öte o emri verenin kim olduğunun farkındadır. Haksızlıklara sessiz bir protestoyla karşı çıkmaya çalışan halkın sıradan bir üyesidir sadece. Ayrıcalıksız ve ülkesinde yaşanan olaylara karşı duyarlı olabilecek kadar dürüst bir vatandaş. Sessiz protestosunu oğlunun kanıyla lekeleyenlerden hesap sormak istemektedir. Adalete olan inancı politikanın parayla nüfuz ettiği kanun koruyucularının varlığından ötürü sarsılmıştır. Şah Mat’ın ofisini hayatta kalan diğer iki oğluyla beraber basarlar amaçları seslerini duyurabilmek halkın aslında her şeyin farkında olduğunu kimlerin asıl katiller olduğunu anlatabilmektir.

Halkın cephesinde bu olaylar meydana gelirken emniyet cephesinde durum daha karışıktır. Komiser Kemal sistemin nüfuz ettiği kanun koruyuculardan birisi değildir ancak yetki alanının üzerinde bağlı olduğu mevkilerde tam tersi bir durum söz konusudur. Gangsterlerle kendisinin, politikacılarla ise amirlerinin ilgilenmesi istenmektedir. Oysa Komiser Kemal’in amacı her ikisini de aynı ipe asmaktır. Onun gözünde “Gangsterle politikacılar arasındaki fark” cevabı aranması gereken bir sorudur. Bu üstünlük savaşı sırasında Şah Mat’ın bürosunun basılması haberinin gelmesi Kemal’e istediği fırsatı sunacaktır.

İHANET

“Onları ‘Tatlılıkla dışarı çıkartmak’… Anlıyorum Müdür bey… Bu zavallı adamın veya iki oğlunun bir damla kanı akarsa bütün seçim kampanyanız mahvolur. ”

Seçim kampanyalarının tüm hızıyla devam ettiği bir dönemde aktif bir adayın isteyebileceği en son şey kendisine oy kaybı getirecek bir eylemdir. Adalet için bürosunu basanların zorla silahsızlandırılmaları muhtemel bir kayıp anlamına gelmektedir. Bu işi tatlılıkla yapabilecek tek insan ise Komiser Kemaldir. Kemal istendiği şekilde Hakkı Babayı ve oğullarını tatlılıkla silahsızlandırır ancak bu olay beklenilenin aksine Şah Mat için daha büyük oranda oy kaybı ile sonuçlanır. Tatlılıkla silahsızlandırma sırasında Kemal’in uyguladığı ustaca yöntem halkın sesinin Şah Mat’ın kulaklarında çınlamasını sağlamıştır. İyi ve kötünün satranç oyununda Beyazlar önemli bir başarı kazanmıştır ve sıra siyah tarafın hamlesindedir.

Şah Mat, halkın sesiyle karşısına çıkan başkaldırının kitlesel bir harekete dönüşmesini engellemek amacıyla kaybettiği oyları yoksul insanlara temel gıda maddeleri dağıtarak kazanmaya çalışır. Politika çarkları her zaman yedekte bulundurdukları acil durum planlarını işleme koyarlar. Oyların garantilenmesi planların sadece yürütme kısmıdır arka planda ise ana hedef olası başkaldırı unsurlarının tamamen sindirilmelidir.
72 SAAT
Sindirme hareketinin öncelikli hedefi Komiser Kemaldir. Görev dönüşünde bizzat Emniyet Müdürü’nün kendisi tarafından bir iyi ve birde kötü haber iletilecektir;
“Bir iyi birde kötü haberim var size. Önce kötüsü ile başlıyorum, buradan gidiyorsunuz. Benim içinde kötü oldu bu. En iyi yardımcılarımdan birisini kaybediyorum. Şimdide iyi haber, terfi ettiniz. Kars Emniyet Amirliğine tayin edildiniz. Bu işte parmağım olmadığını hemen söylemek isterim. Daha yukarıdan geldi emir anlarsınız ya.”
Bu haberler halkın sesinin üst mevkilerde rahatsız edici bir şekilde yankılanmasıdır. Siyah taraf kendisine karşı yapılan hamleye Satranç oyunun bir klasiği haline gelen “Çoban Matı” ile karşılık vermiştir. Oyun tamamen kilitlenmemiş beyaza kurtuluşunu sağlayabilecek bir açık kalmıştır oda yeni görev yerine gitmesine kadar geçecek olan 72 saattir.


Gelecek Bölüm : Şah – Mat!

ŞAH MAT !
“Belki bir rüya peşinde olduğumu söyleyeceksiniz, bu yaşta rüya görmek hoşuma gidiyor. Orhan ile Şah Mat Bey’i aynı ateş altında aynı torbada toplamak istedim. Her şüpheden temize çıkmasını bilen saygıdeğer vatandaşla bir katili. Şah Mat Bey gibilerin yetiştirip kullandıkları kaba gücün bir gün kendilerine döneceğini bilmeleri gerek. Kullandıkları silah geri tepecektir. ”

Zamana karşı adaleti bulmak uğruna verilen bu yarışta kimi zaman kendi muavini dahi Kemal’in mücadelesine anlam veremez. Vurdumduymazlık topluma öylesine dayatılmıştır ki sıradan vatandaştan, kanun koruyucularına her kesimde büyük bir çoğunluk yeni düzenin sessiz yürütücüleri haline gelmiştir. Bu sistemin parçası olan polisler görevlerini “hırsız polis oyunu” sınırları içerisinde algılamaktadırlar. Yapmakta oldukları bire polisçilik oyunundan öte bir şey değildir.

Yaptırımlar adım atılan her alanda birer dayatma halini almakta ve beyaz tarafın hamle alanlarını sınırlandırmaktadır. Bulunabilecek en mantıklı çözüm soruşturma gizliliğini esas alarak kanuni uygulamaları 72 saat süreyle geciktirmek, siyahlara siyahların yöntemleriyle bir savaş vermektir.



Şah Mat’ı tek başına köşeye sıkıştırabilmek için bertaraf edilmesi gereken piyonlar oyundan çıkartılırlar. Her birinin sahneden çekilmesi beraberinde yeni bir kanuni engelin oluşmasına yol açmaktadır. Akrep Orhan’ın takip esnasında ölen karısı soruşturmanın tamamlanması için hastanede canlı süsü verilerek üç gün tutulur. Emniyet Müdürü olaylardan birebir haberdar olmak için uğraşırken toplantı süsüyle sarhoş edilir. Zamanın tükendiği anda rüşvet skandalı yaratılarak emniyet kanalıyla Komiser Kemal’e verilen tayin cezasının uygulamaya sokulma süresi uzatılır.

Sisteme karşı kendi ekseninde yalnız bir mücadele sürdürmeye çalışan Komiser Kemalin karşı hamleleri meyvesini alır. Rüşvet skandalı ile kazandıkları artı zaman o ana kadar yardımcısı Ekrem’in görevinden algıladığı polisçilik oyununu gerçeğe dönüştürür. İstanbul’un merkezinden kenar mahallelerine üç gün boyunca sürecek amansız bir takip başlar. Siyahlar kaçar beyazlar kovalar. Vezir ve Şah yalnızdır. Çok geçmeden bu oyun aynı tarafın tek başına kalan iki güçlü parçasının o ana kadar halka karşı kullandıkları güçlerini birbirlerine çevirmeleriyle noktalanacaktır.

Her şüpheli durumdan ustalıkla temize çıkmasını bilen saygıdeğer vatandaş Şah Mat ve kiralık katili Akrep Orhan aynı ipin altına gelmiştir. Şah Mat’ın ve sorumlu olduğu sistemin yarattığı kaba gücün namlusu kendisine dönmüştür.

Siyah ve beyazın satranç oyunu bu güçler zirvesinin çatışmaları ve beyazların aynı tarafın iki piyonunun arasından çekilmesiyle noktalanacaktır.

Öldürülen polis Musa’nın, ölmeden önceki gece Kemal’e bahsettiği insanların yeryüzünden kötülüğü kaldırabileceğine dair inancı gerçekleşmiştir. Kazananlar oy kaygısı için fakirlikleri kullanılan insanların, oğlunu kaybeden Hakkı babanın karakterlerinde çizilen Türk halkıdır.

Gelecek Bölüm: Karakter Analizleri: Kemal ve Ekrem …

KEMAL VE EKREM

Cüneyt Arkın, ülkesine 30 yıl boyunca hizmet eden polis memuru rolünde pek çok tarihi gelişmeye yakından şahitlik etmenin verdiği olgunluğu yansıtırken, İranlı oyuncu Firuz ondan 20 yaş daha genç yardımcısı Ekrem rolünde atik ve heyecanlı bir portre çizmektedir.

Komiser Kemalin yaş ve olgunluk özelliklerini görsel olarak tamamlayan aksesuarı film süresince sağ elinde tuttuğu tespihidir. İkilinin yaş ve dünya görüşleri arasındaki farklılık kimi zaman haksızlıklara karşı boş veren bir zihniyet ile savaşmanın daha onurlu bir hareket olduğunu savunan düşüncenin fikirlerinin yansıtılmasına dönüşmektedir.


Ekrem: “İşi izzeti nefis meselesi yapacak kadar kuvvetli değilsiniz. Onlarda önemli kişiler. Hala şeref, vazife gibi uydurma şeylerle uğraşıyorsunuz. Senelerdir bu saçmalıklarla beynimizi doldurdular.”

Kemal: “Peki sen neye inanıyorsun?”

Ekrem: “Hiçbir şeye. Mesele bu değil, mesele Şah Mat Bey’in karşısında yenik olmanız. Hayal kurmayalım.”


Kemal: “Peki ya ben hayal kurmak istiyorsam? Ya onu yenebileceğime inanıyorsam?”

Ekrem: “Çenenizi dağıtacaklar, sizi harcayacaklar.”


Kemal: “Evet, ama birazda eğlenebilirim dostum. Benim yaşımda bu fırsatı kaçırmamalı.”



Komiser Kemal’in yardımcısına karşı direkt olarak öğütte bulunduğu ve kendi dünya görüşünü ortaya koyduğu köprü sahnesi Adalet filmini ana karakterinin yapısı itibariyle Cemil serisiyle bütünleştirmektedir;

“Ekrem, aslında sen hiçbir şeye inanmıyorsun. Vazifeye boş veriyorsun, şerefe, adalete boş veriyorsun. Seni tanıdığımdan beri hep hırsız polisçilik oynuyorsun.

Oysa sen Türk Polisisin. Halkın “Adalet” diye sığındığı ilk yersin. Ben öyle polisler tanıdım ki hiç çıkarları yokken tabii bir şekilde bu millet için ölmüşlerdir. Hiç şikâyet etmeden hem de.

Şimdi de böyleleri dolu aramızda, iki çocuğuyla gecekonduda oturuyor hiç te mırıldanmıyor, elinden geldiğince bu millet biraz daha rahat etsin diye didinip duruyor.”

Cemil serisinde özlenen polis karakterinin halkın içinden gelen ve onların sorunlarını politikaya alet edilmeden onlardan biri gibi görmesinin gerekliliği vurgulanmaktadır. Komiser Kemal de aynı özlemi yukarıdaki cümlelerde dile getirerek halka yalnız olmadıklarının mesajını vermektedir.


Gelecek Bölüm : Paralellikler

PARALELLİKLER

Cemil serisinin suya sabuna dokunmayan Emniyet Müdürü tiplemesinin bir devamı Adalette de izleyici karşısına çıkmaktadır. Adaletin Emniyet Müdürünü Cemilde ki Emniyet Müdüründen ayıran ana fark resmiyettir. Diyaloglar son derece resmi bir üslupla gelişmekte ve soğukkanlı bir imaj çizilmektedir. Baki Tamer’in tepeden bakan yüz ifadeleri diyaloglardaki resmiyeti tamamlamaktadır;

Emniyet Müdürü: “Üzücü bir olay. Aynı zamanda çok nazik bir mesele. İş bölümü yapmamızı teklif edecektim. Siz Orhan ile meşgul olun bende Şah Mat Bey ile meşgul olurum. Gangsterler başka politikacılar başkadır.”

Kemal: “Boş bir gününüzde ikisi arasındaki farkı anlatırsınız.”

Resmiyet sadece birinci yardımcısı Komiser Kemal’e karşı değil tayin haberinin ardından yerine düşündüğü Komiser İlhamiye karşıda aynı seviyede devam etmektedir;

Emniyet Müdürü: “Kemal bizi terk ediyor ve onun yerine sizi düşündüm.”

Komiser İlhami: “Bana hiç bahsetmedi bundan daha dün gece görüştük.”

Emniyet Müdürü: “Bundan kendisinin bile haberi yok daha.”

Emniyet müdürünün seviyesini muhafaza etmeye çalıştığı soğukkanlılığını yitirdiği en önemli sahne Şah Matın ofisini basan Hakkı Baba ve oğullarının seslerinin megafona bağlanmasına karşı gösterdiği tepkidir. Bu sahnede Kemal’e ilk kez “Sen” şeklinde hitap eder;

Emniyet Müdürü: “Ne yapıyorsun sen?”

Kemal: “Tatlılıkla yatıştırmam istenmişti.”

Emniyet Müdürü: “Derhal durdurmanızı emrediyorum”

Cemil serisinin klasikleşmiş karakterlerine ruh veren yardımcı oyuncuların bazıları Adalette de yol almaktadır;

Fiziki görüntüsü itibariyle senaryoya en uygun aday olan Yüksel Gözen Cemildeki Emniyet Müdürü karakterinin bir benzerini Adalet filminde Komiser İlhami olarak canlandırmaktadır;

İlhami: “Ben senin durumunda değilim. Kurşunu yersem boş vermem. Senin kaybedeceğin bir şeyin yok ama ben daha bitmedim. Önümde koca bir ömür var.”

Kemal: “Orhan’ı yalnız yakalamak istiyorum. Ya yalnız kendin benimle beraber gelirsin yada 30 yıldır yaptığın gibi poponu koltuğa yapışık tutarsın.”

Cemil ve Kemal dünya görüşlerinin paralel olduğu noktaların yanı sıra soruşturmaları yürütme açısından karşılaştırıldığında özellikle muhbirlik konusunda Kemal in daha aktif olduğu görülmektedir. Muhbir diyalogları filmin güldürü öğelerinin verilmesi açısından da birkaç kez tekrarlanmıştır. Cemil filminde Takdimci Özcan rolünü canlandıran Özcan Özgür, Adalet’te kurt köpeğiyle mezarlıklarda buluşma ayarlayan bir muhbiri canlandırmaktadır.


Tanıdık karakterler konusunda filmin en hoş sürprizi rüşvet alan memurlara karşı savaş açan Savcı Memduh rolünde ki Adnan Uygur’dur. Cemil filminde Cemile yapılan suikastın fikir babası, Cemil Dönüyor da politik kariyeri için anarşik olaylara destek veren iş adamlarının yanında bulunan Senatör Adnan, Adalet filminde haksızlıkla savaşan dürüst bir hukuk adamı rolünde izleyicinin karşısına çıkmaktadır;

Savcı: “Ekrem’in iddiaları çok ağır.”

Kemal: “Elinizde delil olmadan beni suçlayamazsınız.”

Savcı: “Delilleri de elde edeceğim. Sizin gibi adamlar polisliğin şerefini lekelerler. Takip ettiğiniz serserilerle aynı hamurdansınız. Bundan sonra çok dikkatli olmalısınız komiser.”

div>

ŞAHMAT BEY
Adalet’te yaşanan tüm olayların arka planındaki gerçek suçlu Ali Sururi, kurnaz ve sinsi bir politikacı rolünde kısık gözleri ve şaşkınlık konusundaki ustalığıyla yepyeni bir kötü imajı çizmektedir. Şah Mat, ne Vehbi Tok kadar soğukkanlı bir katil nede Beyefendi kadar yenilmezliğine kendini inandırdığını söylemeye çekinmeyecek kadar güçlülüğünü ortaya koyan bir karakterdir.

Politik kulvarda belediye başkanlığından başbakanlığa kadar uzanan geniş ve verimli bir yolun ilk adımı seçimden geçmektedir. Adalette Belediye Başkanlığı seçimi ile gösterilmekte olan aslında Türkiye’de değişmeyen seçim kampanyaları konuşmalarının lokomotifi olan “Vaat Etmenin” bir özetidir. Şah Mat’ın hitap stilindeki iki önemli unsur halkın ağzıyla konuşmak ve bir yörenin şivesini özellikle vurgulamaktır;

Şah Mat : “Meselelerin acilen ele alınması, dertlerinizin tespiti yani acil hizmet. Belediye reisi olarak benden beklediğinizin özeti bunlar.

Ben reis olunca yok yok. Bulamadığınız her şeyi gelip benden alın. Her şey var bu memlekette. Size kati vaat ediyorum ki istediğiniz her şeyi temin edeceğim.”


Bir politikacıdır ve diyalogda bulunduğu kişilere karşı mesafelidir. Konuşma konusundaki kabiliyet ve mesafeli davranışlar bir noktadan sonra diyalogların birer hitap şekline dönüşmesine yol açmaktadır. Bu özellik Kemal ve Şah Mat’ın ilk kez karşılaştığı seçim konuşmasının ardından oraya çıkar;

Kemal: “Orhan’ı yanınıza aldığınızda hapisten yeni çıkmıştı, herkes onun tehlikeli olduğunu biliyordu.”

Şah Mat: “Yanıma aldığımı bile bilmiyorum.”

Kemal: “Nasıl?”

Şah Mat: “Gelin bakın. Sahnenin yanında duran aptal suratlı iri pazılı herifler. Diğer tarafa da bakın aynı fedai tipli adamlar. Hepside benim için çalışıyorlar. Bunların benim arkadaşlarım olduklarına hakikaten inanıyor musunuz? Ciddi olalım komiser bey, muhafızlarımı ben tutmam. Yapacak başka işlerim var benim. Orhan’ın adını ilk kez işitiyorum. Sanki paralarımı eli silahlı serserilere verecekmişim gibi konuştunuz.”



Gücünün sınırları veya direkt olarak tehdit eden cümlelerden kaçınır. Şah Mat isminin ve film boyunca verilen mücadelenin altında yatan satranç oyununun bir gereği gibi bu davranışlar her zaman yeni bir hamle yapmak veya gelebilecek bir hamleye karşı tertibat almak şeklinde yorumlanabilir. Rüşvet skandalının ardından Kemalle yapılan görüşme olayları takip ve fırsatlardan istifade konusundaki ustalığı göstermektedir;
Şah Mat: “Çağırtmam sizi şaşırtmasın. Başınızın dertte olduğunu biliyorum bunun için sizinle görüşmek istedim. Size yönelen şüphelere rağmen takdir edenlerde var. Bende bunu söylemek istiyordum size. Benimde sizi takdir edenlerin safında olduğumu söylersem sakın şaşmayın.”Kemal: “Teşekkür ederim ama …”Şah Mat: “Teşekkür etmeyin. Zor anlarda insanın hakiki dostları belli olur. Artık yalnız olmadığınızı anlamış oldunuz. Savcı Memduh mu?”Kemal: “Benim için neden bunları yapıyorsunuz?”Şah Mat: “Çünkü gerektiğinde sizinde bana yardım edebileceğinizi ve bu fırsatın gecikmeyeceğini biliyorum.”

AKSIYON
1970’li yılların başlangıcıyla beraber Cüneyt Arkın’ın sinema kariyerinin vazgeçilmez bir unsuru olan aksiyon, film içerisinde çok başarılı bir şekilde kullanılmıştır.
Cemil Dönüyor‘da yapım kaygılarıyla eklenmiş bütünlüğü bozucu bazı kavga sahneleri Adalet te kullanılmamıştır. Bununla beraber filmin aksiyon yönünü güçlendiren diğer bir unsur 1970’li yılların bir modası olan yabancı oyuncu geleneğine uyularak Cüneyt Arkın’ın yardımcısı rolünde gözüken İran kökenli oyuncu Firuz‘dur.

Aksiyon sahnelerinde kendine özgü stili tamamen oturmuş bir Cüneyt Arkın göze çarpmaktadır. Karate, akrobasi ve sokak kavgası olarak düşünülebilecek temel hareketlerin oldukça güzel bir harmanlanması kameradan perdeye yansımaktadır. Cüneyt Arkın’ın hareket kabiliyeti Firuz’un aksiyon sahnelerindeki başarısıyla pekişmektedir. İkilinin beraber çevirdiği diğer film olan Ölüm Görevi‘nde de buna benzer bir uyum söz konusudur.

Filmin en başarılı aksiyon sahnesi Akrep Orhan’a yapılan ilk baskın sahnesidir. Eski Beyoğlu’nun taş binalarında çekilen bu kaç-kovala sekanslarında Cüneyt Arkın ve Firuz aksiyon konusunda zirveye oynar.


Tehlike unsurları açısından Arkın çok daha zor şartlar altında gerçekçi olmayı başaran bir kompozisyon sunar. Kameranın sunduğu gerçekçilik, seçilen resimlerin seyirciyi inandırmasından öte resimlerde görünen tehlikelerin hilesiz olarak filme alınmasından ileri gelmektedir. Arkın öncelikle iki taş bina arasına gerilen ipe tutunarak bir binadan diğerine geçer bu sahnenin ardından damdaki kavga esnasında binanın kenarından boşluğa doğru kayar. Tüm bunlar yaşanırken filmin doğal figüranlarını oluşturan halk caddeden binayı izlemektedir. Söz konusu bu fedakârlıklar “Tehlike benim ekmeğim” diyen bir sinema ustasının sözünü doğrulayan sahnelerdir.

Damdaki kavga esnasında Firuz ve Sönmez Yıkılmaz arasındaki aksiyon sahnesi de son derece önemlidir. Kısa boyu ve iri yapılı fiziğine karşı son derece atletik hareketler sergileyen Firuz kavga konusunda kendi stilini yaratmaktadır.



DETAYLARDA KALANLAR
Adalet, yönetmen Melih Gülgen’in polis, toplum ve adalet konulu üçlemesinin son halkasıdır. Cemil serisi ile deşifre edilen yasa dışı oluşumların siyasi uzantıları Cemil serisine kıyaslandığında daha sade ama güçlü vurgulamalarla verilmiştir. 1977 yılında Türkiye’nin ekonomik sıkıştırmalar ve ambargolar neticesinde sokaklarını terörün en radikal uçlarına teslim etmesi, ülke ekonomisinin adeta tatile ayrılmasının yarattığı bir çöküntü tablosu bulunmaktadır.
Bu kaos içerisinde halkın kafasındaki “Neden?” sorusunun yanıtları, bu kargaşadan faydalanan ve doğrudan oluşumunu etkileyen çevrelerde aranmaktadır.

Adalet, Yeşilçam sinemasının erotik komedi filmlerinden bu tarzın en ucundaki porno filmlere kaydığı diğer yanda ise köyden kente göç sorununun yarattığı yeni müzik anlayışının sinemaya yansımaları ile oluşan Şarkıcı Filmleriyle kaliteden sıkça ödün vermeye başladığı bir dönemde ülkenin trajik durumunu gözler önüne sermektedir. Adalet filmi, boş vermek temasının esas alındığı yeni bir düzene karşı verilen savaşın ürünüdür.

Politik bir kurmaca içerisinde seyreden senaryo bazı noktalarda o döneme kadar yapılmış olan pek çok Yeşilçam filmini geride bırakacak şekilde ilerlemektedir. Filmdeki kıvrak geçişler politik sinemanın ustası Costa Gavras’ın önemli filmlerinden birisi olan ve Yunanistanda derin devlet kanalıyla işlenen siyasi bir cinayeti ve ardındaki örtbas etme mekanizmasını eleştiren Z – Ölümsüz‘ünü anımsatır.
Filmin açılışında geri dönüşlerle bezeli kurgu denemeleri çok başarılı olmamakla beraber bu tekniğin sinemamızda aktif olarak kullanılmaya başladığı örneklerden birisidir. Geri dönüşlerde Musa’nın (Reha Yurdakul) ölümünden önceki olaylar nicelendiğinde Musanın öldürülmesiyle filmin açılışının yapılması daha mantıklı ve seyirciyi bağlayan bir uygulamadır. Batı sinemasından etkilenimler bu denemelerin yanı sıra senaryoda geçen bazı kelimelerde de devam etmektedir. “Senin derdin ne biliyor musun?”, “Rahibe Okulu” gibi kelimeler buralı olmaktan öte Amerikan kökenli televizyon dizilerinin seslendirmelerinde kullanılan sözcüklerdir.

 

Filmde kullanılan mekânlar açısından dış çekimlere daha çok ağırlık verilmiş ve büyük şehir görüntüsünün aktarılmasına özen gösterilmiştir. Bu açıdan Haliç Köprüsü, Galata Köprüsü ve Beyoğlu ilk göze çarpan dış mekânlardır. İç mekânlar olarak sıkça göze çarpan nokta İstanbul Vatan Caddesinde bulunan Emniyet Müdürlüğünün salonları ve ofislerdir. Cüneyt Arkın’ın damından aşağı sarktığı Beyoğlu’nda bulunan taş bina 1984 yılında Gene Wilder’in başrolünü oynadığı Kırmızılı Kadın – The Woman in Red filminin yeniden çekimi olan ve başrolünü Şener Şen’in oynadığı Aşık Oldum filminde de kullanılan binadır.

Cemil serisinin Renault marka gerçek polis arabaları Adalet’te de kullanılmıştır. Polis araçları konusunda Adalet’i zenginleştiren detay sadece arabalar değil polis otobüsleri ve panzerlerinde aktif olarak kullanılmasıdır. Cüneyt Arkın ve Firuz‘un kullandığı Renault 12 lacivert renklidir. Muhtemelen Emniyet Müdürünün makam aracı olan yeşil renkli resmi plakalı BMW de filmde göze çarpan araçlardan birisidir. Leventte ki kovalamaca esnasında Akrep Orhan’ın karısı ve fedailerini taşıyan araç kırmızı bir Murat 124tür. Randevuevi sahibi Ayfer’i savcılığa getiren araç mavi bir Chevrolettir. Akrep Orhan’ın inşaat baskınının ardından olay yerinden kaçmak için kullandığı araç beyaz bir Murat 124tür. Şah Matın makam aracı Cemil serisi ve daha pek çok Cüneyt Arkın filminden aşina olunan 1974 model mavi Mercedes’tir.
Gelecek Bölüm: FINAL

“Uygarlığın belki de en karakteristik ölçütü, kılıcın adalete boyun eğmesidir. Adaletin kılıca boyun eğdiği bir ülke ise uygarlık evreni içerisinde yer aldığını iddia edemez.” *
FiNAL

“Adalet filmi, Türkiye’de 1960 sonrası yozlaşan siyasetin ürettiği karanlık güçlerin kendi kendilerini vurmasının hikayesidir. Filmin çekim haftasında yüzlerce aydınlık devrimci genç setimizi ziyaret ettiler. Bu mücadele de kendilerine de görev verilmesini istediler.

Üç filmde de (Cemil, Cemil Dönüyor ve Adalet) kötü baş oyuncular… Birer karakterden çok ihanetin sembolüydüler. Zalim, merhametsiz, acımasız, çıkarcı, Amerikancı semboldürler. Ama insan ve sanatçı olarak eşsiz değerlerdi.
İlk günlerde üç filmde eleştirmenleri şaşırtmıştı. Filmleri cesaretli buluyor ama bunu söylemiyorlardı. Son yıllarda yetişen Türk sinemasever genç eleştirmenler filmlerin önemini keşfettiler. Hala bu konularda övgü dolu yazılar yazıyorlar.”
Cüneyt Arkın
Sevgili Sinematik dostları;
Yeşilçam‘a yönelik arşiv niteliği taşıyan önemli bir üçlemenin çözümlemesinin sonuna geldik. 2008 yılının ilk günlerin de ADALET‘i ele alırken, varolan gündemle paralellikler taşıyabilecek bu kadar çok özelliğinin olduğunu tekrar görmek iki ayrı duyguyu yaşamamıza sebep olmaktadır.
Birincisi, Türkiye’de tekellere bağlı kalmadan bağımsız ve cesur atılımların yapılabileceğini görmek ve bu atılımların aradan onca yıl geçse de mutlaka hakettiği ilgiyi yakalayabileceğidir.
İkincisi ise ne kadar üzücü olsa da değişen çizgiler içerisinde aynı renklerin varlığını koruyabilmeleridir. Bir ülkenin ve ona ait olan ulusun varolduğu heryerde ihanette varlığını sürdürmektedir.
Zamanının ötesinde ki bu çalışmanın beyni Melih Gülgen ve Cüneyt Arkın başta olmak üzere tüm Yeşilçam çalışanlarına teşekkürlerimizle…

* Hacettepe Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Mustafa Erdoğan imzalı “Adalet Tanrıçasının Gözbağı” yazısından alınmıştır.