Oyunculuğu şapka çıkarttıran, şapkayı çıkardığınız yerde bıraktıran; piçliği oyunculuğunun gücünden, canlandırdığı karakterlerin özünden gelen adam: Ahmet Danyal Topatan.

Fantastik sinemaseverlerin 1965’te “Karaoğlan”daki Camoka rolü ile can-ı gönülden sevdiği ve kayırdığı Danyal Topatan; o avurtları çökmüş yüzünü ilk defa 1953 yapımı “Drakula İstanbul’da” filmi ile göstermiş, daha sonra canlandırdığı birbirine benzemez karakterlerle figüran ötesi olmuş bir adamdı. Sararmış afişlerin kıyı ve köşelerinde isminin geçmesi hatta bazı filmleri bizzat kendisinin ele alması (1962 yapımı “Bir Haydut Sevdim” isimli filmin yönetmeniydi) onun Cüneyt Arkın’ın tekme tokat giriştiği sıradan bir adam olmadığının en güzide kanıtıdır. Tabi bir de kendisinin tecavüzcü, dayakçı, kötü adam kişiliği vardır ki; ona piç derken ayıp etmediğimizin vesikasıdır bu.
Danyal Topatan, siyah kürkü ve etrafı kazınmış at kuyruğu saçlarıyla hatırladığımız ve belki de kötülerin iyilerden daha iyi oyunculuk çıkardığı işlerden birinde Camoka olarak gözükmüş ve kendisine derin duygular beslememizi sağlamıştı. Sonra kim olmadı ki?“Tarkan Gümüş Eyer”in “Kedi”si, Panço, Çiko, Örümcek, Esteban, Kara Bilal, Danyal ve dahası. Türk sinemasının dönemlerine ayak uydurup yerine göre giyinip soyunmasını bildi. Kavga edilecekse siper etti gövdesini, sevişilecekse bedenimi evet ama ruhumu asla dedi. Mafyaya da girdi, vaaz da verdi. Cebellezi deyip paraları cebe indirdi. Güldü, kızdı, güldü, o göreni gülümseten çarpık gülüşüyle her şeyi “piç” etti. Saygımızı kazandı.
Şimdi olsa figürleri raflarımızı süsleyecek; hepimizin ortalıkta kazınmış saçlarla, at kuyruklarıyla dolaşacağımız bir popülerlik yaratırdı. Ama o “tutar bu” döneminin para kazanmaya çalışan sinema aşığı olarak kaldı. Fantastik film pazarının mavi yakalısı oldu. O kadar ki, uyuşturucularla kendi fantazyasını yaratıp filmlerde yakaladığı tadı gerçek hayatın ağırlığına tercih etti. Ne de olsa setler zordu ve iyi adamlar sadece filmlerdeydi. 26 Eylül 1975’te son filmi “Delisin”le beraber sonsuza kadar Camoka olarak kaldı.
Not: Bu yazı eski Sinematik sitesinde 2011’de yayınlanmıştır.






