Yeşilçam filmlerinin ve o dönemin oyuncularının rol aldığı yabancı filmlerin yanı sıra, diğer ülkelerin sinemasını da göz ardı edemedim. Örneğin, kardeş ve dost Azerbaycan’da, Türk filmlerini ve dizilerini izlemek ve müziğini dinlemek hâlâ çok seviliyor; bu kültür, Sovyet döneminde gösterilen Avrupa ve Hint filmlerini gölgede bırakarak ülkedeki en popüler kültür haline geldi. Azerbaycan sineması, Türk sinemasından çok daha önce, 1898’de kuruldu ve sinema yapımına başlayan ilk Müslüman ülke oldu, ancak Sovyet döneminde bazı unsurlar Türk Yeşilçam ve İran Filmfarsi’sinden ödünç alındı. SSCB’nin dağılmasından sonra, bağımsızlığın ilk yıllarında çekilen film sayısı SSCB dönemine göre azaldı. Şu anda ise Sovyet dönemindeki gibi hızlı bir şekilde gelişiyor. Yeşilçam döneminin sevilen yabancı oyuncusu Cihangir Gaffari’nin memleketinin Azerbaycan olduğunu da biliyorum.
Azerbaycan filmlerine gelince, hem Sovyet döneminden hem de bağımsızlık yıllarından filmler izledim. Ancak bu film, en akılda kalanlardan biri. “Tahmina”, sadece bağımsızlık yıllarının ilk dönemlerinde değil, genel olarak Azerbaycan sinema tarihinin tamamında da en başarılı filmlerden biridir.
Film, yazar Anar’ın Beşmərtəbəli Evin Altıncı Mərtəbəsi romanından uyarlanarak çekilmiştir

Filmin konusu
Ailenpin tek çocuğu olan Zaur ve spikerlik yapan Tahmine’nin trajik aşk hikâyesidir. Zaur’un annesi Ziver, oğlunun, annesi ve babası hayatta olmayan Tahmine’yle olan ilişkisine karşıdır ve oğlu Zaur Tahmine’ye taşınınca her gün Tahmine’ye telefonda küfür eder. Kısırlık ve aralarının soğuk olması nedeniyle Arif’ten boşanan Tahmine alımlı bir kadındır ve çalıştığı kurumda erkeklerin ilgisini çeker; bu da Zaur’un kıskançlığına neden olur. Lakin Tahmine’nin Zaur’u aldatıp aldatmadığı filmin sırlarındandır. Çift pek çok kez tartışır ama son tartışmada çok kötü kavga eder ve çift bir daha barışma umudu kalmadan ayrılır. Bu ayrılığa Tahmine dayanamaz; aşırı içki alımı sonucu karaciğerden hayata gözlerini yumar. Zaur bu ani ölüm haberini İstanbul’dan, balayından dönünce alır ve yıkılır; Tahmine ile yaşadığı güzel anlar bir bir aklına gelir. Tahmine’den Zaur’a kalan tek şey ise Sankt-Peterburg’da Zaur’un ceza fişidir.
Filmin büyük bir kısmı Bakü’de, bazı sahneleri ise benim memleketim St. Petersburg’da ve İstanbul’da çekildi; bu sayede film, bağımsız Azerbaycan tarihindeki Türkiye’de çekilen ilk film oldu.
Filmi izlerken, içinde 1974 yapımı «Yaz Bekarı» veya 1968 yapımı «Hak Yolu / Mive-ye gonah» gibi bazı Yeşilçam filmlerinin izlerini gördüm, ancak bu film ikinci filmden daha iyiydi ve klişelerden uzaktı. Yani bu film Yeşilçam’ı taklit ediyor, ancak tamamen Azerbaycan tarzında. Ayrıca, kahraman Zaur’un kız arkadaşı Firangiz ile evlendiği bazı benzer sahneler de var; bu, 1982 yapımı İffet filmine bir göndermedir.
Filmin adını taşıyan başrolü, 1980’lerin sonu ile 1990’ların başında Yeşilçam döneminin son yıllarında rol alan Meral Konrat canlandırdı. Hak Yolu filmindeki Cüneyt Arkın’ın aksine, bu filmde Meral rolüne kolayca uyum sağladı ve Azerbaycan zihniyetini hiç zorlanmadan anladı; sanki kendini evindeymiş gibi hissetti. Azerbaycanlıların kalbini fethetmeyi başardı. Onun seslendirmesini Nesibe Hüseynova yaptı. Ancak filmin sonunda alkolü kötüye kullanması, muhtemelen 1984 yapımı Taçsız Kraliçe filmindeki Ahü Tuğba karakterine bir göndermeydi.
Set arkadaşı, yani Zaur’un rolünü o dönemde oldukça popüler olan Azerbaycanlı oyuncu Fahrettin Manafov, daha doğrusu Cüneyt Arkın’ın gerçek adını olan isimdeşi oynadı.
Zaur’un nişanlısı Firangiz rolünü canlandıran Larisa Rzayeva, Firangiz’in Zaur için Tahmina’dan daha önemli hale gelmesinin tam tersi bir durumdur.
Filmdeki müzik, filmin her anında hem gözle görülür hem de duyulur olduğu için, filmin tüm duygusallığını ve dramatizmini pekiştiriyor.
Yazar: Anna Järvinen




